hep yarına kaldı unutmak
Herkes gibi olmadı senin gidişin…
Bağırıp çağırmadın. Hesap sormadın. Bir dilin olduğunu unuttun hatta. Saçını süpürge ettiğindense hiçbir zaman söz etmedin.
Kendine acındırmadın.
Ben konuşmuş muydum seninle salonda ayaküstü, yoksa kökten saçmalamış mıydım acaba, bilmiyorum. Ama sen bakışlarınla konuştun benimle. Ve senin kayıpların yerine benimkileri ön plana çıkardı o dolu bakışlar.
Ve sonra çıktın kapıdan. Sokakta yürüyordun sarsak adımlarla. Ve ben ardından bakıyordum pencereden. Bir ara ağır ağır döndü başın geriye. Ve kaçamak bir bakış bırakıp ardında, karıştın sokağın karmaşasına.
Yıllar oldu gittiğin, ey bakışlarını unutan sevgili. Ve ben hala unutmaya çalışıyorum seni.
Ne çok kadın sevdim seni unutmak için. Ne çok kadın terk ettim, senin bakışlarını bulamadığımda.
Ne çok ah karaladım büyük günah defterime.
Ne delilikler yaptım, ne sert rüzgarlara bıraktım kendimi.
Duygularımı hırpaladım tek kişilik gecelerde.
Bedensiz aşkları bile düşledim sabahlara kadar, seni unutabilmek için.
Ne çok bakışın peşine düştüm sana benzeyen.
Ne çok içtim, ne kadar çok uzaklara kaçmaya çalıştım kendimden.
Ne çok ayrılık şiiri okudum, ne enteresan yollar buldum, o ardında bıraktığın bakışı unutabilmek için.
Kılıç yaraları aldı uykularım seni düşündükçe, gecenin olmadık bir yerinde.
Ne çok kavga ettim kendimle. Ne ağır küfürler savurdum duygularıma.
Ne kadar çok şato inşa ettim kendime, katıksız yalnızlıklardan.
Ne çok lanet ettim hayata.
Ne çok düşündüm masumiyetini.
Ve salaş bir kafedeyim şimdi sevgili.
Ve şöyle kuruyorum son cümleyi:
Öyle masumdu ki gidişin, hep yarınlara kaldı seni unutmak…